Tarikatlar Dönemi 1
09 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori İslamiyet
1. XII ve XIII. Asır’da Tarîkatlar
XI. asır başında yaÅŸamış bulunan Gazzâlî, Tasavvuf târihimizde bir dönüm noktasıdır. Gazzâlî’nin geliÅŸtirip sistematize ettiÄŸi ehl-i sünnet tasavvufu, Gazzâlî’den sonra müessese bazında faaliyet göstermeye baÅŸladı. Bu yüzden XII. ve daha sonraki asırlar, tasavvufun tarîkat ÅŸeklinde müesseseleÅŸtiÄŸi çaÄŸlardır. Tarîkatların tekevvün döneminin ardından tasavvufî tefekkürün en önemli simaları (İbn Arabî, İbn Fârıd, İbn Seb’în) bu asırlarda yetiÅŸmiÅŸtir.
Bir yandan Abbasî hilâfetinin her geçen gün siyâsî nüfûz ve istikrarını kaybetmesi, diÄŸer yandan Batı’dan gelen haçlı saldırılarıyla DoÄŸu’dan gelen MoÄŸol istilâsı, İslâm dünyâsını târumâr etmiÅŸti. Bu yıllar Anadolu’da Anadolu Selçukluları ve beyliklerin, Mısır’da Memlüklerin, Irak ve Suriye’de yine muhtelif beyliklerin hüküm sürdüğü bir dönemdir. Siyasî otoritenin zaafa uÄŸradığı bu yıllarda halkın mânevî otoritelere sığındığı ve onların rûhânî himâyesinde ferahladığı dikkat çekmektedir. Halkın ve yöneticilerin XI. asırdan îtibâren sûfîlere gösterdikleri hürmet ve saygının bu asırlarda giderek arttığı görülmektedir.
Selçuklu hükümdarları, sûfîlere samimî bir hüsn-i kabul göstermiÅŸ, fethettikleri bölgelerde onlar için tekkeler inşâ ederek vakıflar tahsis etmiÅŸlerdir. 545/1150 yılında Amasya’da inÅŸa edilen hankâh-ı Mes’ûdî’yi diÄŸerlerinin takip etmesi, XII. milâdî asırdan îtibâren Anadolu’da birçok mutasavvıfın yerleÅŸmesini saÄŸlamıştır.
VI. ve VII. Hicrî, XII. ve XIII. milâdî asır, tarîkatlerin tekevvün dönemidir. Bugünkü anlamıyla tekkesi, zâviyesi, ÅŸeyh ve mürîd münâsebetleriyle ilk tarîkatler bu yüzyılda kurulmuÅŸtur. BaÄŸdad’da Abdülkadir Geylânî, Basra’da Ahmed Rifâî, Türkistan bölgesinde Ahmed Yesevî, bu dönemde yetiÅŸen ilk tarîkat kurucularıdır.
Abdülkadir Geylânî’nin tam adı Muhyiddin Ebû Muhammed b. Ebû Salih Zengidost’tur. 470/1076 yılında Hazar’ın güneyinde Gilân’a baÄŸlı Neyf’de doÄŸdu. 562/1166 yılında BaÄŸdat’da öldü. İlk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra onsekiz yaşında BaÄŸdad’a geldi. BaÄŸdad’da muhtelif kiÅŸilerden dînî ilimler tahsilini tamamladı. Nihâyet Ebu’l-Hayr Muhammed b. Müslim Debbâs vâsıtasıyla tasavvuf yoluna girdi, tarîkat hırkasını giydi. 521/1127 yılından îtibâren BaÄŸdad’da irÅŸad ve nasihat faaliyetlerine baÅŸladı. Etkili ve coÅŸkulu vaazları sayesinde sevilen bir mürÅŸid oldu. İlim ve devlet ricâlinden pek çok kimse onun mürîdleri arasına katıldı. O’nun tasavvufî eÄŸitim anlayışında mürîd önce riyâzet ve çile döneminden geçecek, dünyâdan el etek çekecek, sonra sülûkünü tamamlayıp tekrar halkın arasına dönecektir.
Kendisinden sonra gelenlerce, baÅŸta İbn Arabî olmak üzere “kutub” ve “insan-ı kâmil” olarak tavsif edilen Abdülkadir Geylânî’nin tarîkatı İslâm dünyâsının her tarafına yayılmıştır. Vaaz ve irÅŸadlarından oluÅŸan el-Gunye, el-Fethu’r-Rabbânî, Fütûhu’l-gayb gibi eserleri vardır.
Abdülkadir Geylânî ile çaÄŸdaÅŸ olan tarîkat pirlerinden biri de Ahmed Rifâî (ö.578/1183)dir. 500 veya 512/1118 yılında Basra’da doÄŸan Rifâî, dînî ilmleri ikmal ettikten sonra dayısı Åžeyh Mansur’dan tarîkat almış, vefâtından sonra da onun postuna oturmuÅŸtur. Vefâtına kadar bu hizmeti sürdürerek adına bir tarîkat teessüs etmiÅŸtir.
Bu yüzyıllarda Türkistan bölgesinde Sayram ÅŸehrinde dünyâya gelen ve Yesi’de yaÅŸayıp oradaki insanları kendi dilleriyle tarîkat, tasavvuf ve İslâm yoluna çağıran bir mutasavvıf daha vardır. O da Anadolu ve Balkanlar’a kadar uzanan bir çizgide tesir ve nüfûz sâhibi olan Ahmed Yesevî’dir. 562/1166 yılları civarında ölen Ahmed Yesevî, Kuzey Türkistan bölgesinde İslâmiyetin yayılmasını saÄŸlamıştır.
Ahmed Yesevî ile aynı ÅŸeyhten feyz alarak daha sonra kurulacak NakÅŸbendîlik’in ilk temel esaslarını kuran Abdülhâlik Gucdüvânî (ö.595/1199) Mâverâünnehr ve Buhara bölgesinde tasavvuf ve tarîkat hizmetini sürdürmüştür. NakÅŸbendîlik’in “onbir esasını” kuran Gucdüvânî’den Bahâeddîn NakÅŸbend’in “üveysî” tarîk ile feyz aldığı bilinmektedir.
Aynı yüzyıllarda Kuzey Afrika’da teÅŸekkül eden ve günümüze kadar tesirini devam ettirecek olan Şâziliyye tarîkatının kurucusu ise Ebu’l-Hasan Ali b. Abdullah Şâzilî’dir. 657/1258 yılında vefât ettiÄŸinde yerine Ebu’l-Abbas Ahmed Mürsî’yi hâlef bırakmıştır. Şâzeliye Mısır ve Kuzey Afrika’da en yaygın tarîkatlerden birisidir.
XII. ve XIII. asır, daha sonraki dönemlerde tesir ve nüfûzunu devam ettirecek Kübreviyye, Sühreverdiyye, Ekberiyye, Bedeviyye ve Mevleviyye gibi tarîkatlerin teessüs edip geliştiği yıllardır.
Bunlardan Kübreviyye, Harezmli Şeyh Necmeddin Kübrâ (ö.618/1221) tarafından kurulan tarîkattır. Necmeddin Kübrâ, Moğollarla yaptığı savaşta şehid olmuştur. Tarîkat ve nüfûzu Türkistan bölgesinde saygın bir şeyhtir.
Sühreverdiyye tarîkatı Adâbü’I-mürîdîn müellifi Ebu’n-Necîb Sühreverdî (ö.563/1167 ) tarafından kurulmuÅŸ ve zamanının “ÅŸeyhler ÅŸeyhi” sayılan Ebû Hafs Ömer Sühreverdî tarafından geliÅŸtirilip sistemleÅŸtirilmiÅŸ bir tarîkattır. Ebû Hafs Sühreverdî, uzun bir ömür sürmüş, çaÄŸdaşı Halîfe Nasır li-dînillâh’ın saygısını kazanmıştır. Hâlife tarafından Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykûbâd’a elçi olarak diplomatik bir görevle gönderilmiÅŸtir. Avârifü’l-maârif adlı eseri tasavvuf klasikleri arasında yerini aldığı gibi, tekke ve zâviyelerdeki tasavvufî âdâb ve protokolü ihtiva eden kaynak eserlerden biri olmuÅŸtur.
Bahâeddin Zekeriyya Multânî (ö.666/1268) Sühreverdiyye’nin Hindistan temsilcilerindendir. Fahreddin Irâkî, Multânî’nin damadıdır. Åžeyhinin vefâtından sonra Hindistan’dan kalkıp Anadolu’ya gelmiÅŸ, Konevî ile görüşerek İbn Arabî’nin fikirleriyle tanışmış ve Lemeât adlı eserini kaleme aldıktan sonra 688/1289 yılında Åžam’da vefât etmiÅŸtir. İbn Arabî’nin en önemli üstadları arasında yer alan Ebû Medyen Åžuayb el-MaÄŸribî (ö.590/1194) bu devrin önemli ÅŸeyhlerindendir. Abdülkadir Geylânî ÅŸarkın (Åžeyhu’1-maÅŸrık), o da maÄŸribin ÅŸeyhi (Åžeyhu’l-maÄŸrib) sayılmıştır.
Ekberiyye tarîkatı Åžeyh-i Ekber namıyla ünlü Muhyiddin b. el-Arabî (ö.638/1240)’ye nisbet edilen bir tarîkattır. İbn Arabî, Füsûsu’l-hikem ve el-Fütûhâtü’I-Mekkiyye adlı muhteÅŸem eserleriyle tasavvuf tefekküründe yerini aldığı gibi, aynı zamanda Ekberiyye tarîkatının kurucusu sayılmıştır. Endülüs’te doÄŸup Mısır, Åžam, Anadolu gibi o günün İslâm ülkelerinin pek çoÄŸunu gezmiÅŸtir. İbn Arabî “vahdet-i vücûd” anlayışını sistemleÅŸtiren sûfî sayılır. O’nun yaÅŸadığı yıllar Vahdet-i vücûd inancının İslâm ülkelerinin her yanında deÄŸiÅŸik kiÅŸilerce temsil edildiÄŸi yıllardır. Kuzey Afrika’da Abdülhak b. Seb’în, Mısır’da İbnü’l-Fârid bu asırlarda bu düşünceyi temsil eden mutasavvıflar olarak dikkat çekmektedir.
Bedeviyye tarîkatı, 596/1200 yılında Fas’ta doÄŸmuÅŸ, 675/1276 yıllarında Mısır’da ölmüş Ahmed b. Ali Bedevî’ye nisbet edilir. Ahmed Rifâî ve Abdülkadir Geylânî gibi büyük mutasavvıfların kabirlerini ziyaret eden Ahmed Bedevî, mânevî olgunluÄŸa eriÅŸtikten sonra, Mısır’a gelir ve Tanta ÅŸehrine yerleÅŸir. Burada kırk yılı aÅŸkın bir süre halkı irÅŸad ile meÅŸgul olduktan sonra vefât eder ve oraya defnedilir. Ahmediyye veya Sutûhiyye gibi adlarla anılan Bedevîlik, Mısır’da Şâzeliyye’den sonra en yaygın tarîkat olma özelliÄŸini hâlâ sürdürmektedir.
Mevlânâ Celâleddin Rûmî’ye nisbet edilen Mevlevîlik de bu yılların tarîkatıdır. Mevlânâ babası Bahâeddin Veled (ö.628/1231) ve Burhâneddin Muhakkik Tirmizî vâsıtasıyla aldığı Kübrevîlik, Åžems-i Tebrizî’den aldığı vecd ve coÅŸkuyu İbn Arabî tesiriyle aldığı vahdet-i vücûd telakkisiyle yoÄŸurmuÅŸ yepyeni bir mektep olmuÅŸtur. Åžems-i Tebrizî, Baba Kemâl Cündî, Åžeyh Rükneddin es-Secâsî, Evhadüddin Kirmânî, Fahreddin Irâkî ve Kirmânî ile çaÄŸdaÅŸtır. Ömrünün çoÄŸunu seyahatlarla geçiren Åžems, 642/1244 yılında Konya’ya gelerek Mevlânâ ile tanışmış, onun hayâtını deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. Åžiir, edebiyat ve semâya önem veren bu yol, yıllar boyu Osmanlı ülkesinde “kalem efendileri”nin tarîkatı olarak etkin olmuÅŸtur.
Burhâneddin Muhakkik Tirmizî, Bahâeddin Veled’in talebesi ve mürîdidir. O’nun peÅŸisıra Belh’ten Anadolu’ya gelip Kayseri’ye yerleÅŸmiÅŸtir, Kübrevîdir.
Bu devrin ünlü ÅŸeyhlerinden Adî b. Müsâfır Hakkârili olup Musul civarında yaÅŸayıp orada ölmüş (ö.557/1162 ) bir ÅŸeyhtir. 606/1209 yılında Şîraz’da vefât eden Ruzbihân Baklî XII. asrın velûd mutasavvıflarındandır. Onun “MeÅŸrebu’l-Ervâh” adlı makam, menzil ve kavramlara dâir eseriyle Åžatahâtu’s-sûfiyye’si meÅŸhurdur.
Necmeddin Kübrâ’nın halîfelerinden Mecdüddin BaÄŸdadî, (ö.606/1209) HarezmÅŸah Sultanı Muhammed tarafından Ceyhun nehrine atılarak idam edilmiÅŸtir. Feridüddin Attar eserinde onu anlatmaktadır. Necmeddin Kübrâ’nın yetiÅŸtirdiklerinden biri de Seyfüddin Bâharzî (ö.658/1259) dir. Necmüddin Râzî (ö.628/1230) de bu dönemde eserleriyle tanınan müelliflerdendir. “Necm Dâye” adıyla ünlü Râzî’nin Mirsâdü’I-İbâd adlı eseri meÅŸhurdur. Konevî ve Mevlânâ ile görüştüğü söylenmektedir.

Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!