Gotik (Gothic) Edebiyat | OkurGah.Com | İnternetin Entelektüel Ortamı



Gotik (Gothic) Edebiyat

17 Mart 2009 Yazan admin  
Kategori Edebiyat

Gothic Edebiyat
Kelimenin etimolojik olarak Miladdan sonra 5. yüzyıl civarlarında İskandinavya dolaylarından çıkıp gelen ve Roma imparatorluÄŸu’na bir süre kök söktüren (ve böylece kendi sonlarını da hazırlayan) Germenik ırk Goth’lardan geldiÄŸi aÅŸikardır, fakat bu kelime sonraları farklı anlamlar da kazanmıştır. İngiliz medeniyeti politik anlamda rakipleri olan Fransa ve İspanya’ya olan köksel ve ruhsal üstünlüğünü kanıtlamak için “gothic”i kendine sıfat bile yapmıştır. (Tabi İngiliz ırkının ataları kahraman jutelar ya da gete’lerden de ilham alınmış olabilir burda) ama yine de gotik kelimesi tarihte uzun bir süre “barbar”, “yaban”, “sivilize olamamış” anlamlarında olumsuz bir sıfat olarak kullanılmıştır. İlkel ve dar kafalı insanlarla/ülkelerle özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸtir. Özellikle sonraları 18. yüzyılda rasyonalizm ve sanayileÅŸmeyle beraber gotik artık olumsuzdan da çıkıp küçük düşürücü bir sıfat olarak kullanılmıştır. o dönemde kendilerini medeniyetin doruklarında, “biz olduk artık” havalarında gören avrupa toplumları, kendilerini fazla kaptırdıkları bu mantık ve bilim gerçekleriyle gotik edebiyatı (ya da daha genel anlamıyla “romans”ları) yerin yedi kat dibine gömmüştür. Okumanın bir insan ihtiyacından ziyade toplumsal sınıflara göre yazıldığı çizildiÄŸi bu dönemde burjuvazi, tıpkı kendi akıllarının erdiÄŸi tek ÅŸey gibi “yararcılık” kokan romanlara yönelmiÅŸ, romanlar neredeyse “standart edebi eser”ler konumuna gelmiÅŸtir. (Hatta ilk dönem romanlarında protagonist bir hana girerken yazar “ÅŸu han bilmemne ÅŸehrinin bilmem ne sokağında, konaklamak için ideal gidin görün.” gibisinden direk okuyucunun gerçek hayatında iÅŸine yarayacak notlar yazarmış.) Ama bu aşırı gerçekçilik ve “ne görüyorsam o var”cılık bir süre sonra insanoÄŸlunu tatmin edemeyecek düzeye gelmiÅŸtir. Çünkü insanlar maneviyatlarını, hayalgüçlerini ve yaratıcılıklarını daha fazla aç bırakamamıştır. (Bir nevi sentimentalizm ya da agnostizme yönelme isteÄŸi) edebiyat ve genel olarak sanat kendini bu açmazdan kurtaracak yollar ararken romantizm gümbür gümbür gelmiÅŸtir. Endüstriyel ÅŸehir hayatının, bununla beraber doÄŸan toplumsal sınıf ayrılıklarının ve haddinden fazla yararcılığın insan ruhunu bozduÄŸuna, toplumları giderek çürüttüğüne inanan bu edebi akım giderek yayılmış, çoÄŸunluÄŸun genel tavrı haline gelmiÅŸtir. Hayalgücü ve duyguların tekrar yükseÄŸe çıkmaya baÅŸlamasıyla gotik edebiyat da uyarılıp yattığı mezardan çıkmıştır nihayet. En fazla Amerika olmak üzere Avrupa’da bu yazına gereken önem verilmeye baÅŸlanmıştır artık. Bu periyoddan Viktorya dönemine kadar özellikle İngiltere’de çok güzel tadından yenmez eserler çıkmıştır. Sonraları yine ait olduÄŸu gölgeye çekilecekken yirminci yüzyılda yeni bir ivme kazanmıştır gotik. Çernobiller, kirlilik problemleri, dünya savaÅŸları derken tüm dünya toplumlarının kapıldığı karamsarlık havasından kaynaklanıyor olsa gerektir bu. Çünkü gotik bu yaÅŸamı sorguladığı gibi ölümü ve diÄŸer dünyaları da merak eder. Meraktan da öte bundan haz duyar. İnsanın görünen kısmından ziyade sinik ve kaotik yüzlerini irdeler. Bu yüzden yirminci yüzyılda karamsarlığın ve içselliÄŸin sembolu haline gelmiÅŸtir gotik. Sadece edebiyatla kalmamış, sinemaya (malum, tonlarca gotik film), müziÄŸe (gotik rock, gotik metal, endüstriyel gotik vesaire) ve modaya da (taÅŸ gibi gotik hatunlar, kendilerini crow sanan satanist zibidiler) sıçramıştır. Günümüzde “Gotik nedir?” sorusuna insanların önce bir afallaması, “nasıl anlatsam?” demesi de bu yüzden zaten.
Got Sanatı ya da Barbar Sanatı olarak da anlamı vardır. İtalyanlar Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın bir numaralı gücüyken, Alman kabileleri got ve vandalların topraklarını işgali nedeniyle büyük bir öfke duymaktaydılar. Bu yüzden aydınlanma devri yani Rönesans ile yıkılış dönemi arasındaki döneme, buna sebep olanların isimlerini, got ve vandalları koydular. Got Sanatının dışında, güzel şeylerin yıkılıp yakılmasına da vandallık demişlerdir.
Gothic mimari 12-16. yüzyıllar arasında avrupada kullanılan, sivri kemerler, kaburgalı kubbeler ve ayrıntılı süslemeleri ile hemen tanınan mimaki akıma ve bu tarz mimariye benzeyen diğer mimari akımlara verilen isimdir. Gotik edebiyat özellikle 18. yy sonunda popüler olan, karanlık, grotesk ve doğaüstü olayları işleyen edebi türe zaman zaman verilen isimdir. En belli başlı örnekler için (bkz: frankenstein) (bkz: dracula) (bkz: dr jeykll mr hyde)
Gotik müzik heavy metal ve punk arasında bir tarzdır: “Gotik muzik heavy metal olmakla beraber punk ile iliÅŸkisi oldukça zayıftır. Daha çok orta çaÄŸ ve barok döneme ait klasik müziÄŸin heavy metal’le iç içe geçtiÄŸi estetik yönden kuvvetli bir tarza sahip olup bu yönden punkın tam tersi bir duruÅŸ sergiler.”
Gotik moda ise genelde her nedense özellikle teenage kızların, özellikle de The Crow filmlerinden sonra daha da benimsediÄŸi bir moda. tercihen deri, siyah giysiler giyilir ve ceset gibi, vampir gibi bembeyaz makyaj yapılır, saçlar uzun, çeÅŸitli renklerde, tırnaklar da bir o kadar uzun ve renk renktir. Kollarda boyunda boÅŸ yer kalmayana kadar takılar istenirse takılabilir, vaciptir. Her gothic genç kızın gönlünde pumpkin king jack gibi bir sevgili sahibi olma hayalleri vardır. Gothic komünity üyelerinin milli bayramı helloween, milli içecekleri red wine, baÅŸkentleri gotham city’dir.
“Gotik italyanların rönesansda kuzey ortaçaÄŸ sanatını tanımlamak için kullandıkları kelimedir. Bu, onlar için barbarlık anlamına gelen bir kelimeydi. GotiÄŸe korkunç, ÅŸatafatlı ve grotesk gözüyle bakılırdı. Aslında bir çok durumda öyleydir, ancak bazılarına göre hayatın kendisinin korkunç, ÅŸatafatlı ve groteks olduÄŸu bir dünyada o mükemmeldir. Dualizm ön plandadır, her ÅŸeyin iki yüzü olduÄŸu insanlar beden ve ruh, iyi ve ÅŸeytan oldukları, tozdan yaratıldıkları halde cenneti isteyebildikleri savunulur. Esas olarak onca yıl boyunca çok sayıda insanın üstünde çalışması ve farklı fikirlerin kaynaÅŸması sonucu ortaya çıkan korkunç görünümlü ve ÅŸatafatlı mimari akımın hayranlıkla karşılanıp yaÅŸam tarzı olarak belirlenmesidir. Çok fazla fikirin kaynaÅŸmasıyla oluÅŸan bir tarzı insanlar sadece peÅŸinden gitmek için standartlara sokmuÅŸtur; gotik siyahdır (kötülük ve çirkinliÄŸin temsilcisi ÅŸeytani olan), gotik kandır (siyah üstüne kırmızı yazılı web siteleri, siyah deri giysili kırmızı saçlı kırmızı rujlu genç kızlar), gotik ÅŸatafattır (boÅŸ yer bırakmayan takılar) demiÅŸlerdir.

Konularını eski OrtaçaÄŸ ÅŸatolarının, manastırlarının gizemli ve ürküntü yaratan mahzenlerinden, koridorlarından, kasvetli odalarından, hayaletlerden, cehennem kaçkını yaratıklarından alan gotik edebiyat, daha çok 19. yüzyılın ortalarında feodal dönemin akıl dışı kimi özelliklerinin geri dönmesi olasılığının yarattığı kaygının bir ürünüdür. Gotik korku romanlarında kahramanlar bildik ve alışık bir dünyanın temsilcisi olarak deÄŸil, daha çok bilinç altında beslenen çeliÅŸkilerimizin, kuralları önemsememizin, aykırı ve toplum diÅŸiliÄŸimizin karşımıza çıkarak kendi korkularımızla yüzleÅŸtirerek bizi ürkütmesidir, bu türün daha geliÅŸkin örneklerini sonraki yıllarda bilimsel açıklamalarla bilimkurgu edebiyatında ve sinemasında görmek mümkündür.ÖrneÄŸin;Görünmez Işın’daki Dr. Janos Rukh, dünyaya düşen bir göktaşından yayılan ışınlara maruz kalarak mutasyona uÄŸrar. Aşın ölçüde kendini iÅŸine vererek baÅŸarılı olma tutkusu giderek paranoyak bir durum alır; çevresine bir korku unsuru olarak dehÅŸet saçar. Unsal Oskay’ın ÇaÄŸdaÅŸ Fantazya adlı yapıtında iÅŸlediÄŸi gibi “Dr. Rukh egosunu, kendisinin de korktuÄŸu istemlerini projekte ederek (tasarlayarak) kendisinin canavarlaÅŸmış yanını yaratır. Ayrımında deÄŸildir ki, yarattığı bu canavar yenik düştüğü reel toplum içindeki yaÅŸamının baskıladığı kendi istemleridir.” Yine bir baÅŸka klasikleÅŸmiÅŸ bilimkurgu filmi olan Yasaklanmış Gezegen’deki Dr. Morbius da aynı dramatik sonu yaÅŸar. Altair IV gezegenindeki görünmez canavar, Dr. Morbius’un bilinç altında yatan dürtülerinin bir eseridir. Drakula gibi klasik gotik eserler, peri masalları, ejderhalar, büyüler fantazya oldukları halde, Frankenstein geleceÄŸe yönelik eleÅŸtiriler geliÅŸtiren, uyaran klasik bir bilimkurgu yapıtı olmaktadır.

1800′lerde egemen olan gotik edebiyatın tipik özelliklerini Frankenstein’da bulmak olası deÄŸil. Buna karşın ingiltere’de 1968 yılına kadar Frankenstein gotik roman olarak nitelenmekten kurtulamaz. Perili ÅŸatoların, gizemli ve korku üreten karanlık mahzenlerin, hayaletlerin, esrarengiz din adamlarının boy gösterdiÄŸi unsurlar bu kitapta karşımıza çıkmaz. Romandaki gerçek diÅŸilik günün bilimsel geliÅŸmelerinden sayılan elektrik ve tıpta sinir ve kas hastalıklarının tanısında ve saÄŸaltımında kullanılan galvanizmle açıklanır. Ancak romanın ana teması klasik bilimkurguda egemen olan bilimsel buluÅŸların birey ve toplum üzerinde olası etkilerini anlatmak deÄŸildir. Daha açık bir deyiÅŸle yazar tarafından bilinçli olarak seçilmiÅŸ bir tercih deÄŸildir bilimkurgu. Romandaki ana tema doÄŸa yasalarına karşı gelmenin eninde sonunda tepkisel sonuçlara yol açacağıdır. Bir baÅŸka konu da, kimya ve doÄŸa felsefesiyle ilgilenen, yaÅŸamın nedenlerini anlamak için önce ölüme yönelmek gerekliliÄŸine inanan genç tıp öğrencisi Frankenstein’ın, yarattığı ve yaÅŸam verdiÄŸi yaratığın sorumluluÄŸunu üstlenmekten kaçtığıdır. Frankenstein her ne kadar sorumluluktan kaçarsa, yarattığı canavar da o denli sabırlı, yaratılışının altındaki nedenleri sorgulamayan, sadık, iyi niyetli ve insancıl bir özellik taşır. Yaratık yaratıcısından kaçtıktan sonra ilk baÅŸlarda ÅŸefkat ve ilgi bekleyen çocuksu bir davranış sergiler. Okuyarak kendini geliÅŸtirir. Dönemin ünlü eserlerini çözümleyecek kadar entelektüel bir kiÅŸilik kazandığı bile söylenebilir. Milton’un Yitik Cennet, Plutarch’ın Hayatlar’ı, Goethe’nin Genç” Werther’in Acıları’nı okur. Hayatlar’da eski cumhuriyetin ilk kurucularının yaÅŸam öykülerinde yüksek düşünceleri, geçmiÅŸ kahramanlara hayran olunmasını ve onları sevmeyi, Genç Werther’in Acıları’nda keder ve karamsarlığı, Yitik Cennet’te Tanrı kavramını, kendi yaÅŸamından yola çıkarak Tanrı’nın Adem’e bakışıyla Frankenstein’ın tavrını karşılaÅŸtırır. Ancak bütün bunlara raÄŸmen ne insanlardan ne de yaratıcısından beklediÄŸi ilgiyi göremez. Yaratık yaratıcısının yüzüne karşı “her yerde sadece benim deÄŸiÅŸmez bir ÅŸekilde dışında bırakıldığım mutluluÄŸu görüyorum. Ben yardımsever ve iyiydim; acı beni iblis yaptı. Beni mutlu et ki, yeniden erdemli olayım” der. Yok edilme olasılığına karşı ise yaÅŸamını sonuna kadar savunacağını söyler. “YaÅŸam, kederlerin toplamından ibaret olsa bile, benim için hâlâ deÄŸerli ve bunu savunacağım.” Çirkin bedeninin içinde iyi niyetli ve sevecen bir kiÅŸilik taşıyan yaratık insanlar arasında kendine bir yer bulamayınca hırçınlaşır. CanavarlaÅŸmasını ÅŸu sözlerle dile getirir: “EÄŸer sevgi uyandıramıyorsam, korku salacağım.”

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!