Hayatı ve Sanatıyla Mayakovski
Ben de öyle . Filo bile sonunda limana döner, tren soluk soluğa koşar gara doğru, Bense ondan daha hızlı koşmaktayım sana -çünkü seviyorumbudur beni çeken, sürükleyip götüren. Cimri şövalyesi Puşkin’in, iner bodrumunu karıştırıp seyretmeye. Ben de, sevgilim döner dolaşır gelirim sana. ”Mayakovski’nin şiirlerinden pek bir şey anlamıyorum ancak onun meydanlarda savaşacak bir uzman olduğunu hissediyorum” Lenin Mayakovski, 1893 yılı Temmuz ayında Gürcistan’ın Kutais kentinden 20 verst uzaklıktaki Bağdadi köyünde doğdu. Babası Vladimir...
Danstan Sonra – Leo Tolstoy
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
“Yani sen diyorsun ki, insan neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez, her şey çevredir, çevre insana baskın çıkar, fakat ben şansa inanıyorum, mesela beni ele al..” Değerli dostumuz Ivan Vasilyeviç, insanın yaşadığı koşullarda değişiklik olmadan, karakterinin gelişmesinin imkansız olduğu hakkındaki konuşmadan sonra böyle diyordu. Kimse gerçekten insanın iyiyi, kötüyü bilmesinin imkansız olduğunu söylemedi, ama Ivan Vasilyeviç, aklına gelen düşünceleri cevaplarken böyle konuşmaya alışmıştı ve fikirlerini kendi hayatından örnekler vererek...
Yalnızlığın Diyalektiği – Octavio Paz
Kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendisine yabancılaşmış olduğunu bilmesi demek olan yalnızlık Meksikalılara özgü bir duygu değildir. Bütün insanlar yaşamlarının en az bir döneminde kendilerini yapayalnız bir kişi gibi duyumsarlar. Ve de gerçekten yalnızdırlar. Yaşamak, gizemli bir gelecekte varacağımız yere gitmek için geçmişte bulunduğumuz yerden yola koyulmak demektir. Yalnızlık, insan duygusunun en derindeki gerçeğidir. Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır. Doğası gereği insan, kendi varlığını bir...
Yıldız Çocuğu – Oscar Wilde
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
Kurtulduklarına öyle sevindiler ki kahkahalarla güldüler. Gözlerine bütün dünya gümüşten bir çiçek, ay da altından, başka bir çiçek gibi göründü. Bununla birlikte, gülmeleri geçince üzüntüye kapıldılar; çünkü yoksulluklarını anımsamışlardı; biri ötekine, “Dünyanın bizim gibiler için değil zenginler için olduğunu gördüğümüz halde, ne diye neşelendik?” dedi, “Keşke ormanda soğuktan ölseydik ya da yabanıl bir hayvan üstümüze atılıp bizi öldürseydi.” Yol arkadaşı, “Doğru” dedi, “Kimilerine çok verilmiş, kimilerine...
Kardeş Payı – Orhan Kemal
Siverekli kahveden içeri nefes nefese girdi. Altı kollu, iskambil oynayan hamalbaşının yanına gitti: “Ağa,” dedi, “depoda yadırgı hamallara işbaşı yaptırdılar, habarın olsun!” Hamalbaşının kâğıtları atıp masadan fırlamasını bekliyordu. Hamalbaşı buz gibiydi: “Nasıl olur lan?” “Yalansam şu iki gözüm avuçlarımda aksın ağa…” “Tonunu iki buçuk liradan pazarlık ettik. Yarın sabah erkenden işbaşı yapacağız. Yadırgı hambalı nasıl işe sokar?” “Bilmem, sokmuş işte. Git kendi gözünle kör!” Siverekli, hamalların en aptalıydı....
Samuel Beckett: Varoluştan “Öz”e 100 Yıllık Yolculuk – Ayşegül Yüksel
Beckett’in çıplaklaşmış dünyasına en yaraşan insan tipini, toplumla tüm ilişkileri kesilmiş, sahip olabildikleri eşyalar bile olabildiğince sınırlı, ‘uzam’ın ve ‘zaman’ın bağlayıcılığından arınmış, yeri yurdu olmayan garip serseriler oluşturur. Beckett bu insan tipini Molloy başlıklı romanının kahramanı Molloy’da ve Godot’yu Beklerken’in iki başkişisi Vladimir ve Estragon’da somutlaştırır. ‘Sofokles’in Oedipus’unun Kral Oedipus ve Oedipus Kolonos’ta oyunları arasında geçen süreyi kaplayan ‘sürgün’ yaşamı, ya...
Rıfat Ilgaz’ın Hayatı ve Sanatı Üzerine Birkaç Şey
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Kim kimdir?
Toplumun büyük çoğunluğunun ‘Hababam Sınıfı’ ile tanıdığı Rıfat Ilgaz, 1944 yılı Ocak ayında Sınıf adlı şiir kitabı yayınlanır. Adının “Sınıf”, kapağının da kırmızı olması nedeniyle toplatılır. Hasta olmasına rağmen 6 ay hapse atılır. 1961 yılında “Hababam Sınıfı”nı Ak Kitabevi sahibi İhsan Manavoğlu tarafından basılan kitabın satışılarının iyi gidiyor olmasına rağmen yazara ödeme yapılmaz. Rıfat Ilgaz, on bir kez mahkemeye vermesine karşın davayı kaybediyor. Yani kendi yazdığı kitabının sahibi olamıyor....
Dostoyevski’nin İlk Romanı İnsancıklar: “Mutsuzluk Bulaşıcı Bir Hastalıktır”
Dostoyevski’nin 24 yaşındayken yazdığı ve ilk romanı olan “İnsancıklar” (1845), onun yazın yaşamına çok başarılı bir giriş yapmasını sağladı. Aynı zamanda İlk Rus toplumsal romanı sayılan İnsancıklar’ın ana teması diğer Dostoyevski romanlarında olduğu gibi “acıma” dır. Eserin ortaya çıkışı ilginçtir: Yazar eseri bitirir bitirmez bir arkadaşına okutur, o da eserden o kadar etkilenir ki romanı hemen gecenin bir yarısı döneminin önemli şairlerinden Nikolay Nekrasov’a götütür. Romanı “başyapıt” olarak tanımlayan Nikolay...
Ahmed Arif ve umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri üzerine bazı düşünceler
Refik Durbaş: “Bir kitabı vardı ama, ömrünün elli yılını adamıştı şiire. Hem şiire adamıştı, hem halkına. “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur,” diyordu. Yoksa başka türlü nasıl açıklanabilir bunca yaygınlik, bunca etkinlik kazanması? O tek kitap ki, dünyada başka bir benzeri var mıdır, bunca baskıya karşın her yıl en az dört baskı yapsın, 25 yıla yakın bir sürede her yaştan, her kuşaktan okurun beğenisini kazanıp okunsun. Yalnız Türk edebiyatında değil, dünya edebiyatı içinde de benzersiz...
“Ne Çok Acı Var?” – Yılbaşı Ağacı ve Düğün – Fyodor Dostoyevski (Öykü)
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
Geçen gün bir düğün gördüm…Fakat hayır! Size bir yılbaşı çamından söz etsem daha iyi olacak. Düğün harikaydı. Çok beğendim. Fakat diğer olay daha da güzeldi. Düğünün neden yılbaşı çamını hatırlattığını bilmiyorum. Olay şöyle oldu: Tam olarak beş yıl önce, yılbaşında iş dünyasının önemli bir adamının verdiği bir çocuk balosuna davet edildim. Çok tanıdığı, geniş bir çevresi ve gizli aşk entrikaları olan bir adamdı. Dolayısıyla, çocuk balosu sadece ebeveynlerin bir araya gelip, kendilerini ilgilendiren iş konuşmaları...
İtalya Masalları – Maksim Gorki – Yaşamın Yazdığı Masallardan Daha Güzeli Yoktur
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
Napoli’de tramvay işçileri grev yapıyorlardı. Boş vagonlar dizisi bütün Riveria Chiaia boyunca uzanmış, hep neşeli ve gürültücü, cıva gibi hareketli Napolililer olan vatman ve kondüktör kalabalığı Zafer Meydanında toplanmıştı. Başlarının üzerinde, parkın parmaklıkları üzerinde fıskiyenin kılıç gibi incecik suyu havada parlıyor, bunları devasa kentin tüm uçlarına işleri için gitmeleri gereken büyük bir insan kalabalığı düşmanca çevreliyor ve bütün bu tezgâhtarlar, ustalar, küçük tüccarlar, terziler öfke içinde ve yüksek sesle grevcilere...
Mavi Hüzme – Octavio Paz “Gece Gözlerden Bir Bahçe İdi”
09 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
Tere boğulmuş halde uyandım. Az önce su serpilmiş kırmızı tuğlalı döşemeden sıcak bir buhar yükselmekteydi. Griye çalan kanatlarıyla bir kelebek göz kamaştırarak uçuşuyordu sarımtırak odağın etrafında. Hamaktan fırladım ve yalınayak odanın öbür tarafına geçtim, gizlendiği köşeden temiz hava almaya çıkabilecek bir akrebe basmamaya dikkat ederek. Küçük pencereye yanaştım ve kır havasını çektim içime. Gece soluklanıyordu, müthiş, dişi. Odanın ortasına döndüm, testinin suyunu çinko leğene boşalttım ve havluyu nemlendirdim. Islak...
Nietzsche’nin Son Günleri
“Kendinden öte bir şeyi yaratmak isterken, ölenleri severim,” demişti Zerdüşt. Nietzsche’nin düşünce yoğunluğu, onu vakitsiz tüketip bitirmişti. Çağına karşı savaşı, zihninin dengesini bozmuştu. “Kişinin çağındaki ahlâk sistemiyle savaşmak korkunç bir şey olmuştur daimâ. Öcünü alacaktır, içten de, dıştan da.” Sonuna doğru, Nietzsche’nin eserindeki acılık artmıştır. Fikirlere saldırdığı gibi insanlara da saldırmaya başlamıştır. Wagner’e, İsa’ya vb… “Bilgelikteki gelişim, acılıktaki azalmayla kesin olarak ölçülür,”...
Şiir Üzerine Aforizmalar
Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan. Şiir ısrarlı bir telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi. Şiir yazılamaz olunca mı anlaşılır nasıl yazılacağı? Şiir, kapatmalarla dolu bir haremi elegüne açmak gibi. Tanrı iyi şairleri şiir ağası olmaktan korusun! Bazan bir şair, tek şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder. Bazı kitapların yanında not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli. Yalnızlıklardaki gibi, şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur. Hava ve kara limanları gibi, yer yer şiir limanları da olmalı;...
Hatırlayanınız Var Mı Nedir Sevgi?
29 Temmuz 2010 Yazan admin
Kategori Edebiyat, Şiir-Öykü-Roman
Hatırlayanlarınız var mı, sevgi neydi? İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanlarınız var mı? İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derûni coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman başkaldırmıştı sevgilerimiz, hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı; ya ne zaman pazar eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle?!… Her...
OĞUZ ATAY’IN TUTUNAMAYANLAR ADLI ROMANINDA MİZAH VE HİCİV ÖĞELERİ
Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 16, Sayı 1, 2007, s.45-68 45 OĞUZ ATAY’IN TUTUNAMAYANLAR ADLI ROMANINDA MİZAH VE HİCİV ÖĞELERİ Mustafa APAYDIN* ÖZET Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar (1971, 1972) adlı romanı, Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri sayılmaktadır. Tutunamayanlar, Türk romanında modernist tekniklerin kullanıldığı, çok katmanlı yapısıyla dikkat çeken ilk romandır. Oğuz Atay, romanında Türk aydınının var olma sorunlarını, yabancılaşmaya yol açan sebepleri benzersiz ironisiyle tartışmıştır. Bu makalede Tutunamayanlar’ın...
Ahmet Haşimin Bir Günün Sonunda Arzu Şiiri Üzerine
AHMET HAŞİM’İN BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU ŞİİRİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Dr. Mustafa APAYDIN Ahmet Haşim, Tanzimat sonrasında gelişen Türk şiirinin en önemli . şairlerinden biri olduğu halde, alışılagelmiş şiir beğenilerinin dışında bir şiir estetiği geliştirdiği için, döneminde yeterince iyi anlaşılmamış; hatta anlamsız şiir yazmakla suçlanmıştır: Haşim’in şiirinde vardır reng-ü ôheng-ü hayal Olmayan şey varsa ancak lafz veya manasıdır Şerhederken şair Ahmet Haşim’in bir şiirini Eyledim gaib tamamen aklı da iz ‘anı dal Ancak...
Lisan ve Edebiyatımız
LİSAN VE EDEBİYATIMIZ• ŞEMSETTİN SAMİ Hazırlayan YUSUF AKÇAY•• Akvâm u ümemin mevcudiyet-i siyâsiye ve mâneviyeleri başlıca lisanlarının derece-i intizâm ve mükemmeliyetine tâbidir. Bir lisanın hüsn ve letafet ve mükemmeliyeti iki türlü olur. Biri tabiî ve hulkî, diğeri kesbi ve sun′î. Birincisi Allah vergisidir. İkincisi bir lisanı söyleyenlerin cehd ve ikdâmlarına ve zevk-i selîmlerine mütevakkıftır. Birincisi lisan, ikincisi edebiyattır. İbtidâ, birinci ciheti nazar-ı itibâre alarak umûmdan hususa nakl-i kelâm ile lisanımızın Avrupa ve Asya lisanları...
SEHL-İ MÜMTENİ
SEHL-İ MÜMTENİ: Söylenmesi kolay göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya da yazılara denir. Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm Yunus Emre (Şair bütün tasavvuf felsefesini, az sözle çok güçlü bir şekilde ifade etmiştir). Okumaya devam et →
Alliterasyon ve Seci
ALLİTERASYON: Aynı ses ya da hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır. Dest-busi arzusıyle ölürsem dostlar (“S”) Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su Fuzuli Kara pulat uz kılıcım tartmayınca Kara börklü koca başın kesmeyince Alca kanın yer yüzüne tökmeyince Karındaşım Kayan kanın almayınca Komazım………. Dede Korkut SECİ: Nesirde yapılan kafiyeye “seci” denir. “İlahi her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlahi...
